Searching...

En çok Okunan Haberler

Pırlanta Sarrafı- Pırlanta Hakkında Herşey Sarraf of diamond- All About D

6 Temmuz 2012 Cuma

Tek taş hikâyeleri

Pırlanta Sarrafı- Pırlanta Hakkında Herşey-
Tek taş hikâyeleri
Biliyordum böyle olacağını, biliyordum eposta kutumun dolacağını. Haklı çıktım işte her kadının öyle ya da böyle bir tek taş hikâyesi var. Kimini okurken hüzünlendim, kimi bir aşk hikâyesi gibiydi.
O kadar güzel şeyler yazmışsınız ki paylaşmadan geçemeyeceğim, hepinize sizlerin birer ayaklı tek taş olduğunu hissettirecek erkekler ve uzun soluklu aşklar, bitmeyen sevgiler dilerim.
Buyurun, keyfini çıkara çıkara aşağıdan okuyun.
TEK TAŞ MI, ÇAKIL TAŞINA NE DERSİN?
Sevgili Ayşeciğim,
Üniversite yıllarında (ki daha yeni yetmeyim diyebilirim.) uzunca sayabileceğimiz bir ilişkim vardı. Çalkantılı, epey rüzgârlı bir dönemdi. Hayatımı şekillendirmek için yapmam gerekenler vardı. Başlangıcı ilişkinin adını değiştirme vaktinin geldiğini düşünüp yüzük bakmaya, pardon tektaş bakmaya başlayarak yapmak istedim. (zannetmeyin ki gençlik heyecanı) Gezmediğim kuyumcu, bakmadığım yüzük kalmadı. Hem güzel olacak, hem o beğenecek, hem arkadaşlarına beğendirecek, üstelik otoriter olan anasının beğenmesi en ön planda tutulacak, ne kocaman olacak ne küçücük, üstelik farklı tasarımlar olacak, yetmiyormuşçasına uygun fiyat olacak ancak ucuz olmayacak çünkü ucuz olursa her ne kadar tektaş da olsa pazar malı sayılır ve kendine yediremez, onca laf, onca beyin zonklaması benim yanıma kar kalırdı.
Zaten sizleri anlamak mümkün değil. 3 liralık bir çiçekle gönlünüzü alıp, sizi tavlarken tavladıktan sonra 3 bin liralık hediyelerle gönlünüzü ihya edemeyiz bir türlü (ki kadınlar anlaşılmak için değil sevilmek için yaratılmıştır felsefesi hayatımda önemli bir yeri vardır). Not bunu yazarken anladım ki erkekler bunları düşündükten sonra tek taştan kaçıyor.
Neyse aradım, taradım, buldum. O dönemde ben başka şehirde, o başka şehirde, okul bitmiş, ne de olsa netten konuşuyoruz, ben almışım tektaşı, sürpriz yapıp hafta sonu yanına gidip kızı kaçıracağım.
Akşam nette konuşuyoruz planlar yapmak için. Nereden ve neden olduğunu anlamadığım bir anda sustu ne oldu dediğimde meşhur bilmiyorlar ve yok bir şeyler devreye girdi. Konuşmanın sonunda kavgasız, gürültüsüz geçmişin hesaplaşmasıyla kararan geleceğin sonu göründü, bitti.
Tektaştan haberi yoktu. Bütün heyecanımı içime gömdüm, ayrılığın acısı zaten talan etmişti beni. Gecenin bir vakti dışarı çıkıp hava aldım, sahilde dolaştım biraz. Aynı filmlerden gördüğüm gibi (artık nasıl bir bilinçaltım varsa) “çok sevmiştim be seni!” deyip montumun cebinde sımsıkı tuttuğum yüzük kutusunu denize fırlattım.
Sandım ki onu atınca içimdeki kızgın alev sönecek, ben de rahatlayacağım. Peh, attıktan bir kaç dakika sonra “ne yaptım ben!” durumu oldu.

Aradan uzun bir süre geçtikten sonra aslında flörtöz bir insan olduğumu düşünürsek toparlanmak için yeni birini bulma vaktinin geldiğini anladım. Hayatıma biri girmedi ama ben başkasının hayatına girdim. İlerleyen bir dönemde (tövbe etmiştim tektaş almaya ancak) romantik duygusal herif içimden çıkageldi. Yaşadığım tecrübe beni öyle bir gerçek yaptı ki benim gerçeğim ve içimdeki melankolik kavga etti kumsalda.
Sonunda kazanan ve kaybeden yoktu, parlak bir fikir ile güzel bir son buldu. Denize attığım bir tektaş vardı, denizde ise bolca taş, madem tek taştı, olan biten o zaman güzel bir taş bulabilir ve güzel sözlerle hoş bir ortam yaratabilir, sürpriz yapabilirdim. “Aşkım” diye seslenen sevgilimin sesi beni kendime getirdi pis pis sırıtıp “saçmalama oğlum” dedim.
Tektaş mı? Almadım.
…………….

TEKTAŞ HİKÂYESİ
Benim tektaş hikâyem keyiflidir Ayşe Ablacığım, bak anlatayım da dinle.
Ben eşimle tam 6 sene sevgili kaldım. Ailelerin durumu, işte okul vs. derken yıllar geçiverdi beklemekle.
Daha sonrasında benim annem biraz zorluk çıkarttı. Annemle babam ayrılar, ben anneciğimin her şeyiyim.
Sanırım bu yüzden gitmeme dayanamayacağını hissedip, biraz daha yanında tutmak istedi beni. Ama yolcudur Abbas, bağlasan durmaz değil mi?
Neyse benim eşimle doğum günlerimiz birbirine çok yakın, sadece 7 gün var arasında, o yüzden birlikte kutlarız doğum günlerimizi.
Eşimin annesi sağ olsun daha önceden almış tektaşımı. Ama tabii ki zevklerimiz tam uyuşmadı. Ben sadece dümdüz bir yüzük üzerine taşın olmasını, olabildiğince sade olmasını istiyordum. Tabii bunu da eşime bildirdim.
Öncesinde biraz söylendi ama bana bu şekilde bir sürpriz yapabileceğini hissettirmedi bana, helal olsun.
Kayınvalidemin aldığı yüzüğü almış, üzerine biraz da kendisi koymuş ve bana gayet güzel bir tek taş yüzük almış.
Bunu da bütün arkadaşlarımızın olduğu bir doğum günü partisindeyken (dışarıda bir mekânda kutluyorduk) bana hediye etti.
Tam doğum günü pastamız gelmişti, ben pastanın mumlarını üflemeye çalışıyorum, garson çocuk ısrarla bana pastanın üzerini gösteriyor.
Gayet saf bir şekilde çocuğun yüzüne bakıyorum ne diyorsun der gibi. Bu şekilde bir beş dakika devam etti durum.
En sonunda yüzüğün pastanın üzerinde olduğunu fark ettim ve olabilecek en güzel şekilde çığlık attım. Beklemediğim bir hediyeydi, ne yalan söyleyeyim.
Yalnız kocam tabii sürpriz yaptığı için yüzüğün boyutunu ayarlayamamış, ancak serçe parmağıma sığdı. Yine de taktım tabii ki o gün.
Sonrasında bir iki boy büyüğü geldi de takabildim. O zamandan beri parmağımda kendileri. Yaklaşık 4 yıl olmuş işte. Şimdi tabii ki benimde çabalarım başladı.
Tek taş değil ama beştaş olursa fena olmaz diyorum. Eşim şu anda pek oralı olmasa da benim bu vırvırlarıma çok dayanamaz sanırım.
Öpüyorum kocaman.
Merve
………….
TEK TAŞ MI,  İSTEMEM KALSIN
Merhabalar,
Sizin tek taş hikâyenizi okudum, geri dönebilecek bir kayıp olmasına da ayrıca sevindim.
Hikâye isteğinize bir karşılık vermek istedim.
Nişan döneminde adettendir diye eşimin annesi aldı, götürdü bizi kuyumcuya; “hadi” dedi, “beğen bir tektaş istemeye geldiğimizde takalım senin beğendiğin olsun”
Bu düşünceli yaklaşım karşısında ben yanakları al al olmuş cici kız nerde minik taşlı, para tutmayacak, onları zorlamayacak yüzük var, başladım onlara bakmaya, minik taşlı, mütevazınin de altında bir yüzük beğendim.
“Zaten ince bir tipim, parmaklar ince, koca yüzük abes olur, sevmem görmemiş gibi” dedim, neyse yüzlerinde güller açarak aldılar bana yüzüğümü. Ben de mutlu mesut taktım bir yerlere giderken. Spor ve rahat bir tip olduğum için özel durumlar dışında da pek kullanmadım.
Bu benim küçük yüzük seçmem aile arasında çok konuşuldu “gözü tok kız” olarak anıldım.
Gün oldu, devran döndü, eşimle boşanmaya karar verdik, ağla zırla, sendromlu olaylar neticesinde yolları ayıralım dedik.
Konu geldi eşya paylaşımına ben gözü tok olarak çeyiz başlığı altında götürdüklerimi ve + bir kaç eşyayı aldım.
Eşime de “istediğin ne varsa söyle bırakayım” dedim. Netice itibariye ayrıldık sonra bir gün aklıma geldi bir baktım ki mücevher kutumun içerisinde bana aldıkları o mütevazı yüzük yok, alyansım da yok. Eşime yani eski eşime sordum “ee” dedi, “eşyaları paylaştık, onu da geri aldım.”
Ben kendimce gözü tok mütevazı, başkalarına göre salak olarak çevremde nam saldım.
O gün bu gündür tek taş defterim kapanmıştır. Aman kardeşim istemem sizin olsun yüzüğünüz, ne kendim alırım, ne başkasının aldığını takarım.
İsimsiz olduğu sürece (kimse rencide olsun istemem) yayınlamanızda hiç bir sakınca yok anlatasım geldi yazdım.
Sizin yazılarınızı beğeniyle okumaya devam ediyorum.
Görüşmek dileğiyle.
Hoşçakalın
……………….

ZAVALLI YÜZÜK
Merhaba Ayşe,
Yüzüğüne çok üzüldüm ve seni çok iyi anlıyorum.
Gerçekten dediğin gibi tek taşı olan herkesin bir tektaş hikâyesi var sanırım.
Ben 3 hafta önce evlendim ama tek taş hikâyem eskiye ait. Geçen sene nişanımdan bir süre önce, ısrarlarıma dayanamayarak şu anda eşim o zamanlar henüz sevgilim olan İspanyol erkeğini, bana tek taş almaya ikna etmiştim ki onlarda böyle bir adet kesinlikle yoktur. Nişan öncesi göze görünür cinsten, malum Euro’yu lira çevirince senden şanslı çıktım, güzel bir tektaş aldı.
Daha tek taşıma doyamamışken, nişanımızdan 2 hafta sonra, ben ispanya´ya ayak bastıktan 3-5 gün sonra tek taşım kayboldu. Eşimin yaşadığı eski evinden kendi tuttuğumuz eve eşyaları taşırken bir anda yok oldu!
Gözlerim ağlamaktan şişti, hem maddi hem manevi kayıptan. Resmen bunalıma girdim üzüntüden o 3 gün! Ve asıl sorun henüz nişanlıma söylememiş olmamdı.
 3 gün sonra nişanlıma itiraf ettim. Ne diyeceğini gerçekten çok fena şaşırdı, giden avrolara mı benim şişmiş gözlerime mi daha çok üzülsün bilemedi. Ve neyse ki hafif bir tartışma ile konu kapanmış gibi oldu.
Bu arada zannetmeyin ki eşim milyoner, o yüzüğü almak için para biriktirmişti bütçesinden. Bu tabi beni daha da üzüyordu her aklıma geldikçe. Eski evden yeni eve temelli taşınacağımız gün kapıdaki görevli kadınla vedalaşıyorduk ve ben nişanlıma sen bir sorsana belki yerde falan görmüştür yüzük dedim. O da bana saçmalama nereden bulacak, kim bilir nerede o yüzük şimdi vs diye tutturmuşken ben daha çok tutturdum ve nihayet kadına sorduk. Kadın demesin mi “böyle beyaz bir yüzük üzerinde de beyaz küçük bir taş var, o mu acaba, bir evden getiriyim de bakın” ve tahmin edeceğiniz gibi gelen benim yüzüğümdü.
Ama kadın onu sokakta yerde bulmuş ve benim zavallı yüzüğümün üzerinden kamyon geçmiş! Taşında hiç bir problem olmamasına rağmen 4 ayaklı yuvadaki ayaklardan biri eğrilmiş ve üzerinde izler var. İstanbul´a gideceğim zaman ilk fırsatta yuvayı sağlamlaştırtacağım. Aman diyorum tek taş olayı hassas iş.
Kayıpsız günler diliyorum.

Tugçe
…………………
TEKTAŞ
Benim takamadığım ve kullanamadığım bir tek taş hikâyem var. Alan o zaman ki erkek arkadaşım. Normal şartlarda bekârsanız ve bir birlikteliğiniz varsa onun tarafından size alınan bir tek taşın evlenme teklifiyle birlikte gelmesi gerekir değil mi, benim ki öyle olmadı.
 Biz tek taşımı sevgiliyle birlikte aldık öyle kuyumcuyla “az daha indir hacı ya” falan diye birlikte pazarlık yaptık. Doğum günü hediyemdi ve hediye bir tek taş olunca yanında evlenme teklif edecek zannettim ama sadece “doğum günün kutlu olsun” dedi sırıta sırıta, arkasından başka bir cümle daha bekledim ama öyle mal mal baktı suratıma.
Anlayacağın Ayşe hayatımda aldığım en garip hediyeydi. Sonrasındaysa “nişanlandın mı, aa düğün ne zaman?” sorularına kendimce mantıklı bir yanıt bulamayınca o tek taş sevgiliye belki bir gün parmağıma sihirli sözcüklerle tekrar takmayı becerir umuduyla geri iade edildi. Sonuç ben o öküzü biraz geç de olsa terk ettim. Kim bilir belki bana aldığı ve benim seçtiğim tek taşı başka bir safa takmak için kasasında bekletiyordur.
Şimdi dünyanın en yakışıklı en hassas en... adamıyla birlikteyim. Ne zaman parmağımda bir yüzük görse “kuzucum oraya hemen bir tek taş, çok taş, her ne ise takmamız lazım” diyor. Tek taş dışında parmağa takılan her yüzük etrafa ben bekârım ve bir sevgilim bile yok diye bağırmakla aynı şeymiş. Bense ölüyorum parmağıma bir tek taş takması için ama cool görünüceğim ya “hımm olabilir, bakarız yaa” deyip aşık aşık gözlerinin içine bakıyorum.
Sevgiyle ve her daim aşkla kal
Selen
……………………

BENİM TEK TAŞ HİKÂYEM
Günaydınlar olsun Ayşe Hanım,
Ben vakti saatinde çok büyük konuşmuş bir genç kadınım. Lise ve üniversite yıllarımda elmas ve pırlantanın köle olarak çalıştırılan Afrikalı çocuklar tarafından çıkarıldığını ve bu nedenle asla takmayacağımı söyler dururdum.
Derken hayatımın yegâne aşkıyla evlilik kararı verdik. Tabi ne zaman aileler işin içine girdi ve nişan, gelin damat alışverişleri yapılmaya başlandı, işte o gün benim içime bir tek taş sevdası düştü ki sormayın.
Bir yandan içim gidiyor, bir yandan önceki sözlerimi hatırlayıp utanıyorum ve isteyemiyorum. Allah'ın şanslı kuluymuşum ki nişana yakın sevgilim beni karşısına alıp; “bak hayatım, biliyorum sana doğru gelmiyor ama ben sana bir tek taş almak istiyorum. Kendini düşünmüyorsan beni düşün, herkes arkamdan pinti adam, bir tek taş bile alamamış diyecek” dedi ve böylelikle ben bir tek taş sahibi oldum.
Nişanlandıktan bir kaç ay sonra çok mutsuz, yorucu ve sıkıntılı geçirdiğim bir gün dışarıda koşuştururken bir de fark ettim ki benim tek taş da aynı sizinki gibi uçmuş ve sadece geriye yüzük kasası kalmış.
Aklıma gelen ilk düşünce önceki dönemlerde söylediğim büyük laflardı, “madem pırlanta istemiyorsun böyle cezalandırır Allah da seni” diye diye kendimi yedim.
Zaten kötü geçen günüme mi yanayım, tek taşımı kaybettiğime mi yanayım, yoksa bu kadar pahalı bir hediyeyi kaybettiğimi nişanlıma nasıl söyleyeceğime mi yanayım, bilemedim ve ağlayarak anneciğimi aradım ve durumu anlattım. Annem hemen …. pırlantayı aramış ve durumu anlatmış. Onlar da yüzüğün bilgilerinin olduğu kartla beraber herhangi bir ….. mağazasına uğramamı, eğer kasti olarak taşı çıkarmadığım anlaşılırsa yenisiyle değiştireceklerini söylemişler.
Ben yüzüğü götürdüm ve tabi kasti olarak taşı çıkarmadığım incelemeleri sonunda ortaya çıktı ve ben bir hafta içince tekrar yüzüğüme kavuştum. Tabi bu arada cömert sevgilime durumu anlattım ama sağ olsun hiç kızmadığı gibi hemen yenisini almayı teklif etti. Bu olaydan çıkardığım ders:
Ne olursa olsun büyük konuşma

Tinkerbell (rumuz olarak böyle yazarsanız çok sevinirim ayşe hanım)
………….
TEKTAŞ, ALTIN BURMA BİLEZİK VE İNSAN DEĞERİ
24 yaşında nişanlanırken görümcem sordu:
- eee...hadi ne istiyorsan söyle de alalım kuyumcudan...
Beynimden vuruldum, kıpkırmızı oldum. Ya ben aşık olduğum adamla aynı çatı altına girecektim, daha ötesi var mıydı bunun? Ruhlarımız, bedenlerimiz yan yana olacaktı, bundan öte tatmin ve hediye olabilir miydi? Ben para ile satın alınan, görücü usulü memleketten bulunan kız mıydım? Ne demeye getiriyorlardı?
İşte bunları düşündüm. Cevabım:
- Yaa şey. Şimdi benim sizden “hediye” talep etmem biraz ayıp kaçmaz mı? Siz ne gönlünüzden koparsa onu alın, benim size bir şey demem abes kaçar. Hediye ısmarlanmaz.

Herhalde bana “uzaylı” gözü ile bakıyorsunuzdur. Kadınlar ne ara bu kadar materyalist oldular ya da hep öyle miydiler de ben mi fark etmiyordum?
Hani hep “duygusal-insancıl” oluşundan dem vurulan kadınlar hala nasıl olur da Afrika’da elmas madenlerinde köle gibi çalıştırılan -çoğu da daha çocuktur bunların- yerlilerin çıkardığı elmastan yapılan “tek taş pırlanta”ya iştah duyar? Bunun daha işkence ile öldürülen hayvanlardan yapılan kürkü var. Osu var busu var, var oğlu var.
İnsan çok cani, insan çok egoist. Sadece erkek değil, özellikle de kadınlar, işte bunlar için.
Erkeğin karakterine ve hatta çok ilginçtir ki yakışıklı, fit fiziğine önem vermez, cüzdanının kalınlığına bakar, kendine alacağı hediyelere bakar kadınlar. Geneli bu. Erkeğin kendisi sevgili/eş olarak hediye değildir de alacağı ıvır zıvır hediyedir. Öyle mi?
Nedir bu tek taşa, ayakkabıya, kıyafete, bilumum ıvır zıvıra duyulan şehvet?
Şimdi psikiyatrik bir tahlil yapacağım -psikiyatrist değilim ama okurum bol bol-
Kadınlara cinsel şehvet yasaktır, kurallarla, geleneklerle sınırlıdır. O da bu şehvetini tek taşa, altına, hediyelere, ayakkabılara yansıtır.
İşte benim “tek taş” gözlemim ve serüvenim.
Zeynep
……………
TEKTAŞ
Merhaba Ayşeciğim,
Nedir bu bayanlarda tek taş merakı anlamıyorum, çok da açgözlü değiliz galiba, bunun 3 taşı var, 5 taşı var, tam turu var…
Kadınlık ruhumdan olsa gerek her kadın gibi ben de bayılıyorum pırlantalara, elmaslara... Hep kuyumcuların karşısına geçip bakarım ara sıra, hatta keşke kocam kuyumcu olsa da her gün değişik değişik taksam diye hayalim bile vardı.
Benim ilk tek taşımı ne kocam aldı ne de ben. Annem hediye etti nişanımda, o yüzden çok kıymetli. İkinci tek taşımı ise yine ne kocam aldı ne ben. Oğlum doğunca kayınvalidem yani ikinci annem bana hediye etti. İlk torun şerefine. O da ayrı bir kıymetli. Her ikisi de gelecek nesillere aktarılacak birer yadigâr benim için, bende emanet. Belki çok büyük değiller, gözleri kamaştırmıyor ama benim içimi ısıtıyor ve aydınlatıyor ya yetiyor.
Sevgilerimle
Ayşe serpil
…………..

Sevgili Ayşe Aral,
Gerçi benimki tek taş değil 5 taştı ama taş düşme hikâyesi değişik.
Sevgili kocamla evlendiğimizin ertesi günü yatağa yatmak üzere yorganı kaldırdığımda karşılaştım küçük kırmızı kutuyla. Evlilik masrafı şudur budur deyince ümidim yoktu açıkçası, o yüzden pek sevinmiştim bu hediyeye.
Gel zaman git zaman bir akşam kayınvalidemlerin evinde misafirken çıngır- mıngır çtonk. Yüzük düştü yere, bir de baktım ki tek taşı yok yerinde. Ara ara, deli oldum. Yerleri temizledim kâğıt havluyla; yok - yok - yok.
Neyse artık tek taşı taktıracağız bir ara, öyle karar verdik. Derken, bir hafta sonra ofiste masamın altında bir parıltı çarptı gözüme, acaba? Yüzüğün taşının kaybolmasından bir hafta sonra her gün temizlik yapılan ofisin halısının üzerinde buldum yüzüğümün taşını.
Böyle de bir olay işte.
Sevgiler,
Esra
……………….

Merhaba Ayşe Hanım,
Bana da sevgili eşim evlenmeden almıştı ama o kadar küçüktü ki parmağımda ben bile zor görüyordum.
Evlendikten sonra istedim eşimden ben sana aldım dedi ama ben baktım alınmayacak, içimde öyle bir uhde kalmış ki herkeste kocaman tek taş, gittim kuyumcudan kendim aldım hem de kocaman taşlı, 2 metre uzaktan göze batan bir şey.
Ama tabiî ki de orijinal taş değil, sahtesi.
Ki sahte bile olduğu halde benim yarım maaşım şuan.
Tek taşımı kendim aldım ve mutluyum.
İrem
………………

Ahh Ayşeciğim ahh...
Aynı dertten muzdaribiz,  bir senelik evliyim ben de, bundan tam bir buçuk sene önce bir aralık akşamı, şu an kocam olan sevgilim, (yerim ben onu) Kızkulesi'nde gayet hızlı bir şekilde (diz çöküp o hayatımın en mütevazı ama en mükemmel tektaşını bana uzatmıştı. O kadar romantikti ki! Akşam eve geldiğimde tektaşın parıltısıyla gözlerimin parıltısı aynıydı. Mutluluktan uçuyordum. Sen de bilirsin ki biz bayanlar yeni bir şey taktığımızda, giydiğimizde ya da kendimizde bir değişiklik yaptığımızda sürekli ona bakma ihtiyacı hissederiz. Ertesi günler boyunca (uzun bir süre) ben gözümü ondan ayıramadım.
Baktıkça içimde kelebekler uçuşuyordu. En sevdiğimin, en sevdiğim hediyesine gözüm gibi bakıyordum. Bu arada evlenince mutluluktan bir miktar semirdim, hatta semirdik.
Alyansım biraz dar gelmeye başladı, bugünlerde de benim canım tektaşım kurtarıcım oldu. Nitekim evlendikten bir kaç ay sonra işyerimde telefonla konuşurken, yanımdaki arkadaşım tektaşımın pırlantasının olmadığını söyledi, iyi ki bunu telefonu kapattıktan sonra söyledi çünkü telefonu o heyecanla karşıdakinin suratına kapatabilirdim. O kadar üzüldüm ki! Her yerde aradım ama bulamadım. Tabi ki eşim bunu anlayışla karşıladı, üzülmemem gerektiğini söyledi ama gel sen bunu bana anlat...
Garantisi var ama geri göndersem, ne faydası var, hiç yetkili mercilerle benden kaynaklanmadığını ispatlama peşine düşecek halim yok! Tekrar bir yenisini alacak durumumuz da yok! Şu an alyansımı takıyorum ve diyetisyene gidiyorum, kim bilir belki bir gün tekrar kavuşuruz. Öpüyorum seni kocaman.
Fatma
…………………
TEK TAŞ HAYALİ
Ayşe Hanım merhaba;
Gaziantep'ten Melike ben. Tek taş hikâyeniz varsa bana yazın demişsiniz ya, işte ben de buna yanıt olarak “ne yanı tek taşım da hikâyem de yok diye yazmayacak mıyım?” diye düşünüp yazdım. Sanırım yaşım çok genç (31 Aralık 1990 doğumluyum Yine de tek taş hikâyemin olmasını ve o mutluluğu yaşamayı çok istiyorum. Bu arada tek taşım olunca da ilk haber vereceğim kişi siz olacaksınız.
………….


Sevgili Ayşe Abla,
Tek taş ile ilgili olan yazına bayıldım, benim de komik bir hikâyem var.
4 yıldır süregelen bir ilişkim var ve çok mutluyuz 1 ay önce nişanlandık, kendisi her ortalama erkek gibi bazen romantik bir prens, bazen odungiller ailesinden biri gibi davranıyor, ama yine de ben bu adama aşığım,
Öyle ters bir zamanda karşıma çıkmıştı ki, hiç aklımda olmayan bir şey, şimdi birlikteliğin her saniyesinden mutluluk duyduğum bir aşka dönüştü.
Beraber yaşıyoruz, beraber yemek yapıyoruz, film izliyoruz, kumanda için savaş veriyoruz, ikimiz de deli gibi çalışıyoruz, onun genç yaşına rağmen kendi işi olması dolayısıyla gerginliği benden daha fazla ama yine de ortak bir paydada buluşup zaten zor olan hayatı, birbirimiz için zorlaştırmadan anlamlı kılmaya çalışıyoruz.
Benim tek taş hikâyem şöyle;
Biricik sevgilim daha ilk yılımız dolmamıştı ki, sevgililer gününde bana ilk tek taşımı aldı, hemen anneme söyledim, sahtedir o iyi bak dedi, çok mütevazı bir tek taşım olmuştu. Her gören aaaaa! Uwwww! gibi tepki veriyordu çünkü daha üniversite öğrencisiydim.
2. yılımızı kutlarken bir tek taş daha geldi, bu seferki biraz sınıf atlamıştı, mütevazınin çok az üzeriydi. Hemen yine anne arandı, bu sefer annem babamı çekiştirmeye başladı, 25 yıllık evliyiz, daha bana bir kere tek taş aldı! diyerek.
3. Yılımızı kutluyoruz, Konyaaltı sahilindeyiz, yakamoz ve yıldızlar denizi aydınlatıyor. İkimizin de en çok sevdiği beyaz şarap ve fonda güzel bir şarkı, tuttu ellerimi; “seni çok seviyorum” dedi, arka cebinden kırmızı bir kutu çıktı ışıl ışıl parlayan, tamam geliyor dedim, böyle bir anı bir daha yakalayamaz, evlenme teklifi edecek, benim romantik sevgilim derken kutuda duran tek taşı çıkartıp parmağıma taktı hepsi bu,
Ben biraz kızgın, biraz şaşkın bir tavırla yüzüne bakıp eee dedim. Eee si 3. Yılımız kutlu olsun ( hadi yine kaptın tek taşı iyisin bakışı attı)
Sinirimden küplere bindim, o andan itibaren somurttum durdum, hele ki “ne oldu aşkım canın bir şeye mi sıkıldı, neden bu tavır, kötü bir şey varsa kalkalım” diyerek sinir kat sayımı daha da yükseltti. (ne demek istediğimi çok iyi anlıyordu ama o anda tam bir odungil gibi davranıyordu.)
Ve bu yaz, artık 4 yılı geride bıraktığımız gece, beklediğim teklif geldi, (yok artık dediğinizi duyar gibiyim ama evet yok artık), evlenme teklifi ederken tek taş alması gereken benim biricik sevgilimin kırmızı kutusunda bu kez beyaz altın bir alyans vardı.
“Benimle evlenir misin?” dediğinde ise geçen yılın intikamını aldım, “Ben 4 yıldır bu an için bekliyorum biraz da sen bekle, ben düşünüp sana haber vereceğim, nasılsa aynı evdeyiz senin için sorun olmaz umarım” dedim.

Kafasını salladı, “olmaz aşkım” diyebildi sadece.
(ne demek istediğimi çok iyi anlıyordu ve o anda tam bir prens gibi davranıyordu.)
(soyadımı yazmazsan sevinirim)
Sevgilerle,
Gülçin
Her konuşanın bir şey anlatmadığı gibi,
Şair değildir her şiir yazan.
Ve “aşk” değildir her yaşanan,
Her sevişenin sevgili olmadığı gibi...

…………….
Biricik sevgilimin hediyesi mütevazı tektaşım sanırım sevgilim tarafından geri (ç)alındı!
Ayşe Ablam güleyim mi, ağlayayım mı bilemedim aklıma gelince.
2010 14 Şubat hediyesi olarak sevgilim tarafından kenarları incecik, 14 ayar küçük, yani senin tabirinle mütevazı tektaşım parmağıma yerleştirildi, burası iyi hoş küçük müçük ama mutluyum.
Tabi havam tavanda benim için gelmiş takmış falan. Aradan 6 ay geçti ihanetini öğrendim, ayrıldık, 1 ay ayrı kaldık, gene barıştık (sanırım yüzük için ) Bir gün ablasına gittim, o ordayken neyse yediklerimizin tabaklarını yıkayayım derken tezgahın kenarına biricik yüzüğümü koydum, sevgilim de oralarda geziniyordu ve bulaşık bitti, yüzük yok – hönk ! Oldum bir fasıl, ara tara, çöpe kadar baktım yok! Yerlere baktım yok. Ben tabi çok üzüldüm ama o an öyle bir ihtimal gelmedi aklıma, öylesine gördün mü, yüzüğü aldın mı falan dedim, hayır dedi tabiî ki..
Baktık bayağı bulamadık. Bir kaç gün geçti ablasını aradım buldu mu yüzüğü, yok bulmamış. Yani yüzük yer yarıldı, yok oldu yahu. Ve olayı arkadaşlarıma anlatırken ne dediğimi duydum ve jeton drink diye düştü günahını almak istemem ama benim aklıma başka bir şey gelmiyor, sonuç itibari ile yüzük geldiği yere döndü sanırım.
Yüzüğü muamma A.
…………
BİR TEK TAŞ HİKÂYESİ DE BENDEN
Benim de bir tektaş hikâyem var.
Ben eşimle daha sevgili iken, bana evlenme teklif ederken tek taş alması yönünde epey bir baskı yaptım. Çaktırmadan alttan alttan işledim adamı, her pırlanta reklamında “aayyy aşkım ne güzelmiş bu” veya evli arkadaşlarımın parmaklarını göstermek suretiyle “ayy sevgilim bilmem kimin tektaşı ne kadar güzel değil mi?” gibi cümlelerle kendisini bir güzel dolduruşa getirdim. Ama o dönemde onun erkek arkadaşlarının da sevgililerine, eşlerine tektaş almaları da durumu tetikledi. Ve benim canım sevgilim derin bir pırlanta araştırmasına girdi. 2-3 ay boyunca yaptığı araştırmalar sonucunda neredeyse bir kuyumcu kadar pırlanta bilgisine sahip oldu.
Yalnız benim eşim de çok çetin ceviz çıktı. İstemeye gelecekleri gün yaklaştıkça bana “hayatım sanırım senin istediğin gibi bir yüzüğe benim bu aralar bütçem yetmeyecek. Sana küçük bir yüzük alacağım ama söz veriyorum evlenip durumumuz düzelince daha büyüğünü, daha güzelini alacağım” dedi.
Hatta o günlerde tv de bir reklam vardı 488 TL’ye tektaş yüzük. Ama taşı görünmüyor, neredeyse büyüteçle falan bakmak lazım yani o kadar küçük. “Şimdilik onunla idare et” dedi. Ben de boynum bükük “tamam aşkım” dedim, “zorlama kendini, ilerde taşı büyütürüz.”
 Sonra bir gün kuyumcunun önünden geçerken, “gel” dedi, “bakalım yüzüklere, ilerde sana alacağım yüzük modeli için bana fikir vermiş olursun” dedi. Ben vitrinde en çok beğendim orta büyüklükte bir yüzüğü denedim ve ilk denediğim yüzüğe âşık oldum.
Yüzüğün modeli çok hoş, taşı 0,31 karat, yani küçük ama ideal boyda. İlk denediğim yüzük oydu ve taktığım anda duygusal bir bağ oluştu yüzükle aramda. Öyle bir his ki bu, sanki taş sahibiyle buluştu, sanki yıllardır birbirimize hasrettik de yeni kavuşmuştuk. O yüzük benimdi, taktığım anda hissettim bunu. Saçma gelebilir ama öyle hissettim gerçekten.
Sonra sevgilimle, satış yetkilisi aralarında bir şeyler konuştular. Yetkili “hanımefendi parmak ölçünüzü alacağım, yüzüğü alabilir miyim” dedi. Ben anlamadım, sadece yüzüğe büyülenmiş bir şekilde bakıyordum, çıkartmak istemiyorum dedim. Ama eninde sonunda çıkarmak zorundaydım, hiç istemeyerek parmağımdan çıkardım, neredeyse ağlayacaktım adama yüzüğü geri verirken,  adam bir anda anahtarlık gibi ucunda bir sürü plastik halka olan şeylerden birini parmağıma taktı, ölçüyü aldı. 2 gün sonra gelip yüzüğünüzü teslim alabilirsiniz dedi sevgilime...
Ben inanamadım. Nasıl ama nasıl yani? Bu yüzük benim mi oldu şimdi? Sevgilim beni kandırmış mıydı o güne kadar? Sırf bana sürpriz yapmak için beni yanıltmıştı ama hiçbir şey umurumda değildi artık, yüzük benim olmuştu ya gerisi boş.
Mağazadaki tüm çalışanlar benimle birlikte sevindirik oldular. Tabi yüzüğü mağazada bırakıp gitmek içime sinmese de mutlu mesut annemlerin evine döndüm o gün. Nasıl olsa 2 gün sonra yüzüğüm gelecekti. Ama 2 gün sonra sevgilimin seyahate çıkması gerekti, yüzüğü alamadı. 1 hafta sonra dönecekti ve döndüğünde Nakkaştepe’de yemek yiyecektik.
Seyahate giderken kurduğu cümle de şu oldu “işin sürprizi kaçtı sana Nakkaştepe’de yiyeceğimiz yemekte evlenme teklif edeceğimi anladın artık” dedi. “Olsun” dedim.
Aradan 1 hafta geçti, sevgilim seyahatten döndüğü gün ailemle yaşadığım Karamürsel’deki evimize uğradı. Günlerden pazar idi ve Nakkaştepe’ye gideceğimiz günün 1 gün öncesi idi.
Henüz yüzüğü alamamıştı, en azından bana öyle söyledi. Annemlerle biraz vakit geçirdikten sonra dışarı çıktık. Benim üzerimde sweat-shirt, ayağımda spor ayakkabı vardı, saçımı da öylesine toplamıştım ne de olsa pazar günüydü.
Karamürsel’de yüksekçe bir tepede şirin bir restoran vardır ve orada bir şeyler yiyelim dedik. Restorana giden yolun manzarası nefistir. Hava çok güzeldi, yolda fotoğraf çekmek için durduk. Sevgilim fotoğraf makinesinin arka koltukta bir yerlerde olduğunu söyledi. Ben harıl harıl makineyi aradım, bulamadım. Saçım başım dağılmış halde “hayatım makineyi bulamıyorum” diyerek ön tarafa döndüm ve Allah’ım benim yüzüğüm sevgilimin elinde ışıl ışıl parlıyor.
 Sevgilim bana gülümsüyor ve ardından sihirli kelimeler “benimle evlenir misin”, ben ağlıyorum.
Sevgilim ne olur ağlama, bu kısımda ağlaman gerekmiyor, evet veya hayır demen gerekiyor” diyor. Ağlamam gülmeye dönüşüyor, ikisi birbirine karışıyor, cevabım “evet”.
Yüzük sahibine kavuşuyor. Ben mutlu, sevgilim mutlu Lerzan çatlasın tadında yüzüğü parmağıma takıyor. O gün bugündür tektaşım parmağımda. İlerde daha büyüğünü alır mıyız bilmiyorum ama yüzüğümle benim aramda duygusal bir bağ olduğunu çok iyi biliyorum.
Sevgiler
(biraz uzun oldu özür, yüzük deyince kaptırıverdim bir an)
Gönlüm
…………….

Ayşe’m,
Bir ara takmıştım babam alsın tek taşımı diye hayatımızda ki en önemli erkek o değil mi?
Sonra düşündüm, zamanla fikrim değişti sevdiğim erkek alsın dedim. Ama ne alan var, ne gelen, tek taşsız 12 Ocak’ta 25’ime gireceğim, ne olacak benim bu halim?
Bazılarının arada sevgilisi olmuştur alan, benim o da olmadı, hepsi bol tarafından çulsuz çıktı, neyse böyle.
Dua et yeni yaşımda tek taşım gelsin yoksa kendimi bıçaklayacağım.
Öpücükler sevgiler.

Özge
………………….

Merhabalar Ayşe Hanım,
Öncelikle tek taşınızı kaybettiğiniz için geçmiş olsun, bence çok özel bir gün olan ve anne ve babanızın taktığı tek taşınızı hiç satmasaydınız, zira maddi değerinden çok manevi değeri vardı.
Ben kadınların hele de evlenirken illaki tek taş olacak diye diretmelerini ve kendilerinin değerini buna göre değerlendirmelerini hiç anlamadım ve anlayacağımıza sanmıyorum. Saygılarımla,
Gülizar 
…………..

Sevgili Ayşe Hanım,
Yazılarınızı sürekli takip ediyorum ve sizi çok seviyorum, bazen kendi olgunlaşmış halimi görüyorum sizde (yaş:28), benzer huy ve davranışlarımız var.
Tektaş hikâyeme gelince;
2008 yılında erkek arkadaşım askere gitmişti ve ben onu bekliyordum dönecek ve evleneceğiz. Arada bazen kendi isteğiyle bazen de haberi olmadan mail kutusunu karıştırıyordum ki bir gün mailinde ablası tarafından gönderilmiş bir fotoğraf gördüm.
……..pırlantanın alışveriş sitesinde indirimli tektaş yüzük fotosu ve nasıl? Beğenir mi acaba? Olur mu gibilerinden fikir alış verişi yapılmış bir mail. Tahmin ettim tabi bana alınacağını ama hiç beğenmedim ve mailini karıştırdığımı anlamadan nasıl belli etsem de aldırtmasam, vazgeçirsem onun derdine düştüm.
Bu arada ben de o internet sitesine girip o yüzükle alakalı bilgi edinmeye çalışıyorum, belli fotosunda büyük gibi gözüküyor ama karatı öyle düşük ki. Bir kaç gün sonra bir baktım mailine alınmış ve kargoya verilmiş. 31 Ocak’ta doğum günüme yetişti ve annesi bize gelip kutuyu verdi. Kutu öyle ihtişamlı, öyle güzel paketlenmiş ki sanırsın 3lü set çıkacak içinden.

Açtım kutuyu, bir baktım tam tahmin ettiğim gibi, yüzüğün taşını anca büyüteçle görürsün ama yine de düşünüp asker parasıyla alıp gönderdiği için çok mutlu oldum ama nişanda gittim kendi beğendiğim ve boyutu da benim istediğim gibi olan bir tektaşı aldı ve taktı sağolsun.
İşte benim tektaş hikâyem de bu Ayşe Hanımcığım, kucak dolusu sevgilerimle...
Burcu 
…………..
Merhaba,
Tek taşınızın kaybolmasına üzüldüm. Gerçekten en değerliymiş sizin için ki bir tek onu sigortalatmışsınız. Ben 2,5 senelik evliyim ve asla bir tek taşım olmadı.
Eşime evlenmeden önce “sakın bana tek taş falan alıp dizlerinin üstüne çöküp evlenme teklif etmeyi düşünme, yoksa kafana fırlatırım o yüzüğü” demiştim. Tek taş sadece bayanlar arasında bir semboldür. Herkes birbirinin tek taşını inceler, kiminki büyük, kiminki küçük, acaba gerçek mi, sahte mi gibi sorularıyla dedikodu yapar ve zaman geçirirler.
Nedir tek taş? Pahalı bir hediye, bir gösteriş sembolü? Ben eşimden tek taş istemediğimi etrafımdakilere söyleyince gelen tepkiler çok komikti. Nasıl tek taş aldırmayacak mısın? Aldır bak bir daha almaz, bir kere alınır. Sonradan çok pişman olursun. Eeee bir düğüne falan gidince etrafındaki herkes takacak sen takmayacak mısın? Gerçekten gülüp geçtiğim cümlelerdi bunlar... Tek taş aldırmayıp ne mi yaptım? Düğün sonrası herkes gibi biz de Türkiye’de hatırı sayılacak güzel bir mekanda balayı geçirdik, denizimize girdik, dinlendik, güneşlendik...
Eşime bana tek taş almayıp bir hayalimi gerçekleştirmesini istedim. Küçüklüğümden beri hayalini kurduğum, çocuk ruhum geçmeden beni bir yere götürmesini istedim. Birlikte Disneyland'a gittik. Çocuklar gibi eğlendik, küçük caddelerinde yürürken yanımdan geçen Micky, Gufy... herkes ordaydı.
Rüya gibiydi. Tek taşın parasını afiyetle yedik.
Mağazalardan istediğim kadar kalem, oyuncak, cüzdan, t-shirt aldım. Hayatım boyunca unutamadığım bir tatildi... Şimdi tek taşı seçmiş olsaydım parmağımda öylece duracaktı, kaybolsa üzülecektim. Ama anılarım, eşimle birlikte geçirdiğimiz mükemmel tatil hep aklımda, fotoğraflar. Tek taşım yok ama onun yerine mükemmel bir hikâyem var.
………………

Günaydın Ayşe’m,
Benim tek taş hikâyem bilinenin aksinedir. Üniversite 3. sınıftayken, hocalarımdan birinin -kendisi benim için sapık kategorisindedir- bana kafayı takmasıyla, annem de parmağıma tek taşı taktı.
Sözde bu şekilde beni koruyabileceğine inanmış. O yüzük okul bitene kadar, hatta işe başladığımda da parmağımdaydı. Baktım bu yüzük parmağımdayken yanıma erkek sinek bile gelmiyor, yüzük durumu kurtarmak yerine kısmetimi bağlıyor çıkarttım, attım kendilerini... Ama acı gerçek, lanet yüzükten değilmiş, anladım ama azcık geç oldu...

Öpüyorum seni güzel kadın...

İyi çalışmalar.
Melek

HÜRRİYET-
20 Aralık 2011

0 yorum:

Yorum Gönder

6 Temmuz 2012 Cuma

Tek taş hikâyeleri

Pırlanta Sarrafı- Pırlanta Hakkında Herşey-
Tek taş hikâyeleri
Biliyordum böyle olacağını, biliyordum eposta kutumun dolacağını. Haklı çıktım işte her kadının öyle ya da böyle bir tek taş hikâyesi var. Kimini okurken hüzünlendim, kimi bir aşk hikâyesi gibiydi.
O kadar güzel şeyler yazmışsınız ki paylaşmadan geçemeyeceğim, hepinize sizlerin birer ayaklı tek taş olduğunu hissettirecek erkekler ve uzun soluklu aşklar, bitmeyen sevgiler dilerim.
Buyurun, keyfini çıkara çıkara aşağıdan okuyun.
TEK TAŞ MI, ÇAKIL TAŞINA NE DERSİN?
Sevgili Ayşeciğim,
Üniversite yıllarında (ki daha yeni yetmeyim diyebilirim.) uzunca sayabileceğimiz bir ilişkim vardı. Çalkantılı, epey rüzgârlı bir dönemdi. Hayatımı şekillendirmek için yapmam gerekenler vardı. Başlangıcı ilişkinin adını değiştirme vaktinin geldiğini düşünüp yüzük bakmaya, pardon tektaş bakmaya başlayarak yapmak istedim. (zannetmeyin ki gençlik heyecanı) Gezmediğim kuyumcu, bakmadığım yüzük kalmadı. Hem güzel olacak, hem o beğenecek, hem arkadaşlarına beğendirecek, üstelik otoriter olan anasının beğenmesi en ön planda tutulacak, ne kocaman olacak ne küçücük, üstelik farklı tasarımlar olacak, yetmiyormuşçasına uygun fiyat olacak ancak ucuz olmayacak çünkü ucuz olursa her ne kadar tektaş da olsa pazar malı sayılır ve kendine yediremez, onca laf, onca beyin zonklaması benim yanıma kar kalırdı.
Zaten sizleri anlamak mümkün değil. 3 liralık bir çiçekle gönlünüzü alıp, sizi tavlarken tavladıktan sonra 3 bin liralık hediyelerle gönlünüzü ihya edemeyiz bir türlü (ki kadınlar anlaşılmak için değil sevilmek için yaratılmıştır felsefesi hayatımda önemli bir yeri vardır). Not bunu yazarken anladım ki erkekler bunları düşündükten sonra tek taştan kaçıyor.
Neyse aradım, taradım, buldum. O dönemde ben başka şehirde, o başka şehirde, okul bitmiş, ne de olsa netten konuşuyoruz, ben almışım tektaşı, sürpriz yapıp hafta sonu yanına gidip kızı kaçıracağım.
Akşam nette konuşuyoruz planlar yapmak için. Nereden ve neden olduğunu anlamadığım bir anda sustu ne oldu dediğimde meşhur bilmiyorlar ve yok bir şeyler devreye girdi. Konuşmanın sonunda kavgasız, gürültüsüz geçmişin hesaplaşmasıyla kararan geleceğin sonu göründü, bitti.
Tektaştan haberi yoktu. Bütün heyecanımı içime gömdüm, ayrılığın acısı zaten talan etmişti beni. Gecenin bir vakti dışarı çıkıp hava aldım, sahilde dolaştım biraz. Aynı filmlerden gördüğüm gibi (artık nasıl bir bilinçaltım varsa) “çok sevmiştim be seni!” deyip montumun cebinde sımsıkı tuttuğum yüzük kutusunu denize fırlattım.
Sandım ki onu atınca içimdeki kızgın alev sönecek, ben de rahatlayacağım. Peh, attıktan bir kaç dakika sonra “ne yaptım ben!” durumu oldu.

Aradan uzun bir süre geçtikten sonra aslında flörtöz bir insan olduğumu düşünürsek toparlanmak için yeni birini bulma vaktinin geldiğini anladım. Hayatıma biri girmedi ama ben başkasının hayatına girdim. İlerleyen bir dönemde (tövbe etmiştim tektaş almaya ancak) romantik duygusal herif içimden çıkageldi. Yaşadığım tecrübe beni öyle bir gerçek yaptı ki benim gerçeğim ve içimdeki melankolik kavga etti kumsalda.
Sonunda kazanan ve kaybeden yoktu, parlak bir fikir ile güzel bir son buldu. Denize attığım bir tektaş vardı, denizde ise bolca taş, madem tek taştı, olan biten o zaman güzel bir taş bulabilir ve güzel sözlerle hoş bir ortam yaratabilir, sürpriz yapabilirdim. “Aşkım” diye seslenen sevgilimin sesi beni kendime getirdi pis pis sırıtıp “saçmalama oğlum” dedim.
Tektaş mı? Almadım.
…………….

TEKTAŞ HİKÂYESİ
Benim tektaş hikâyem keyiflidir Ayşe Ablacığım, bak anlatayım da dinle.
Ben eşimle tam 6 sene sevgili kaldım. Ailelerin durumu, işte okul vs. derken yıllar geçiverdi beklemekle.
Daha sonrasında benim annem biraz zorluk çıkarttı. Annemle babam ayrılar, ben anneciğimin her şeyiyim.
Sanırım bu yüzden gitmeme dayanamayacağını hissedip, biraz daha yanında tutmak istedi beni. Ama yolcudur Abbas, bağlasan durmaz değil mi?
Neyse benim eşimle doğum günlerimiz birbirine çok yakın, sadece 7 gün var arasında, o yüzden birlikte kutlarız doğum günlerimizi.
Eşimin annesi sağ olsun daha önceden almış tektaşımı. Ama tabii ki zevklerimiz tam uyuşmadı. Ben sadece dümdüz bir yüzük üzerine taşın olmasını, olabildiğince sade olmasını istiyordum. Tabii bunu da eşime bildirdim.
Öncesinde biraz söylendi ama bana bu şekilde bir sürpriz yapabileceğini hissettirmedi bana, helal olsun.
Kayınvalidemin aldığı yüzüğü almış, üzerine biraz da kendisi koymuş ve bana gayet güzel bir tek taş yüzük almış.
Bunu da bütün arkadaşlarımızın olduğu bir doğum günü partisindeyken (dışarıda bir mekânda kutluyorduk) bana hediye etti.
Tam doğum günü pastamız gelmişti, ben pastanın mumlarını üflemeye çalışıyorum, garson çocuk ısrarla bana pastanın üzerini gösteriyor.
Gayet saf bir şekilde çocuğun yüzüne bakıyorum ne diyorsun der gibi. Bu şekilde bir beş dakika devam etti durum.
En sonunda yüzüğün pastanın üzerinde olduğunu fark ettim ve olabilecek en güzel şekilde çığlık attım. Beklemediğim bir hediyeydi, ne yalan söyleyeyim.
Yalnız kocam tabii sürpriz yaptığı için yüzüğün boyutunu ayarlayamamış, ancak serçe parmağıma sığdı. Yine de taktım tabii ki o gün.
Sonrasında bir iki boy büyüğü geldi de takabildim. O zamandan beri parmağımda kendileri. Yaklaşık 4 yıl olmuş işte. Şimdi tabii ki benimde çabalarım başladı.
Tek taş değil ama beştaş olursa fena olmaz diyorum. Eşim şu anda pek oralı olmasa da benim bu vırvırlarıma çok dayanamaz sanırım.
Öpüyorum kocaman.
Merve
………….
TEK TAŞ MI,  İSTEMEM KALSIN
Merhabalar,
Sizin tek taş hikâyenizi okudum, geri dönebilecek bir kayıp olmasına da ayrıca sevindim.
Hikâye isteğinize bir karşılık vermek istedim.
Nişan döneminde adettendir diye eşimin annesi aldı, götürdü bizi kuyumcuya; “hadi” dedi, “beğen bir tektaş istemeye geldiğimizde takalım senin beğendiğin olsun”
Bu düşünceli yaklaşım karşısında ben yanakları al al olmuş cici kız nerde minik taşlı, para tutmayacak, onları zorlamayacak yüzük var, başladım onlara bakmaya, minik taşlı, mütevazınin de altında bir yüzük beğendim.
“Zaten ince bir tipim, parmaklar ince, koca yüzük abes olur, sevmem görmemiş gibi” dedim, neyse yüzlerinde güller açarak aldılar bana yüzüğümü. Ben de mutlu mesut taktım bir yerlere giderken. Spor ve rahat bir tip olduğum için özel durumlar dışında da pek kullanmadım.
Bu benim küçük yüzük seçmem aile arasında çok konuşuldu “gözü tok kız” olarak anıldım.
Gün oldu, devran döndü, eşimle boşanmaya karar verdik, ağla zırla, sendromlu olaylar neticesinde yolları ayıralım dedik.
Konu geldi eşya paylaşımına ben gözü tok olarak çeyiz başlığı altında götürdüklerimi ve + bir kaç eşyayı aldım.
Eşime de “istediğin ne varsa söyle bırakayım” dedim. Netice itibariye ayrıldık sonra bir gün aklıma geldi bir baktım ki mücevher kutumun içerisinde bana aldıkları o mütevazı yüzük yok, alyansım da yok. Eşime yani eski eşime sordum “ee” dedi, “eşyaları paylaştık, onu da geri aldım.”
Ben kendimce gözü tok mütevazı, başkalarına göre salak olarak çevremde nam saldım.
O gün bu gündür tek taş defterim kapanmıştır. Aman kardeşim istemem sizin olsun yüzüğünüz, ne kendim alırım, ne başkasının aldığını takarım.
İsimsiz olduğu sürece (kimse rencide olsun istemem) yayınlamanızda hiç bir sakınca yok anlatasım geldi yazdım.
Sizin yazılarınızı beğeniyle okumaya devam ediyorum.
Görüşmek dileğiyle.
Hoşçakalın
……………….

ZAVALLI YÜZÜK
Merhaba Ayşe,
Yüzüğüne çok üzüldüm ve seni çok iyi anlıyorum.
Gerçekten dediğin gibi tek taşı olan herkesin bir tektaş hikâyesi var sanırım.
Ben 3 hafta önce evlendim ama tek taş hikâyem eskiye ait. Geçen sene nişanımdan bir süre önce, ısrarlarıma dayanamayarak şu anda eşim o zamanlar henüz sevgilim olan İspanyol erkeğini, bana tek taş almaya ikna etmiştim ki onlarda böyle bir adet kesinlikle yoktur. Nişan öncesi göze görünür cinsten, malum Euro’yu lira çevirince senden şanslı çıktım, güzel bir tektaş aldı.
Daha tek taşıma doyamamışken, nişanımızdan 2 hafta sonra, ben ispanya´ya ayak bastıktan 3-5 gün sonra tek taşım kayboldu. Eşimin yaşadığı eski evinden kendi tuttuğumuz eve eşyaları taşırken bir anda yok oldu!
Gözlerim ağlamaktan şişti, hem maddi hem manevi kayıptan. Resmen bunalıma girdim üzüntüden o 3 gün! Ve asıl sorun henüz nişanlıma söylememiş olmamdı.
 3 gün sonra nişanlıma itiraf ettim. Ne diyeceğini gerçekten çok fena şaşırdı, giden avrolara mı benim şişmiş gözlerime mi daha çok üzülsün bilemedi. Ve neyse ki hafif bir tartışma ile konu kapanmış gibi oldu.
Bu arada zannetmeyin ki eşim milyoner, o yüzüğü almak için para biriktirmişti bütçesinden. Bu tabi beni daha da üzüyordu her aklıma geldikçe. Eski evden yeni eve temelli taşınacağımız gün kapıdaki görevli kadınla vedalaşıyorduk ve ben nişanlıma sen bir sorsana belki yerde falan görmüştür yüzük dedim. O da bana saçmalama nereden bulacak, kim bilir nerede o yüzük şimdi vs diye tutturmuşken ben daha çok tutturdum ve nihayet kadına sorduk. Kadın demesin mi “böyle beyaz bir yüzük üzerinde de beyaz küçük bir taş var, o mu acaba, bir evden getiriyim de bakın” ve tahmin edeceğiniz gibi gelen benim yüzüğümdü.
Ama kadın onu sokakta yerde bulmuş ve benim zavallı yüzüğümün üzerinden kamyon geçmiş! Taşında hiç bir problem olmamasına rağmen 4 ayaklı yuvadaki ayaklardan biri eğrilmiş ve üzerinde izler var. İstanbul´a gideceğim zaman ilk fırsatta yuvayı sağlamlaştırtacağım. Aman diyorum tek taş olayı hassas iş.
Kayıpsız günler diliyorum.

Tugçe
…………………
TEKTAŞ
Benim takamadığım ve kullanamadığım bir tek taş hikâyem var. Alan o zaman ki erkek arkadaşım. Normal şartlarda bekârsanız ve bir birlikteliğiniz varsa onun tarafından size alınan bir tek taşın evlenme teklifiyle birlikte gelmesi gerekir değil mi, benim ki öyle olmadı.
 Biz tek taşımı sevgiliyle birlikte aldık öyle kuyumcuyla “az daha indir hacı ya” falan diye birlikte pazarlık yaptık. Doğum günü hediyemdi ve hediye bir tek taş olunca yanında evlenme teklif edecek zannettim ama sadece “doğum günün kutlu olsun” dedi sırıta sırıta, arkasından başka bir cümle daha bekledim ama öyle mal mal baktı suratıma.
Anlayacağın Ayşe hayatımda aldığım en garip hediyeydi. Sonrasındaysa “nişanlandın mı, aa düğün ne zaman?” sorularına kendimce mantıklı bir yanıt bulamayınca o tek taş sevgiliye belki bir gün parmağıma sihirli sözcüklerle tekrar takmayı becerir umuduyla geri iade edildi. Sonuç ben o öküzü biraz geç de olsa terk ettim. Kim bilir belki bana aldığı ve benim seçtiğim tek taşı başka bir safa takmak için kasasında bekletiyordur.
Şimdi dünyanın en yakışıklı en hassas en... adamıyla birlikteyim. Ne zaman parmağımda bir yüzük görse “kuzucum oraya hemen bir tek taş, çok taş, her ne ise takmamız lazım” diyor. Tek taş dışında parmağa takılan her yüzük etrafa ben bekârım ve bir sevgilim bile yok diye bağırmakla aynı şeymiş. Bense ölüyorum parmağıma bir tek taş takması için ama cool görünüceğim ya “hımm olabilir, bakarız yaa” deyip aşık aşık gözlerinin içine bakıyorum.
Sevgiyle ve her daim aşkla kal
Selen
……………………

BENİM TEK TAŞ HİKÂYEM
Günaydınlar olsun Ayşe Hanım,
Ben vakti saatinde çok büyük konuşmuş bir genç kadınım. Lise ve üniversite yıllarımda elmas ve pırlantanın köle olarak çalıştırılan Afrikalı çocuklar tarafından çıkarıldığını ve bu nedenle asla takmayacağımı söyler dururdum.
Derken hayatımın yegâne aşkıyla evlilik kararı verdik. Tabi ne zaman aileler işin içine girdi ve nişan, gelin damat alışverişleri yapılmaya başlandı, işte o gün benim içime bir tek taş sevdası düştü ki sormayın.
Bir yandan içim gidiyor, bir yandan önceki sözlerimi hatırlayıp utanıyorum ve isteyemiyorum. Allah'ın şanslı kuluymuşum ki nişana yakın sevgilim beni karşısına alıp; “bak hayatım, biliyorum sana doğru gelmiyor ama ben sana bir tek taş almak istiyorum. Kendini düşünmüyorsan beni düşün, herkes arkamdan pinti adam, bir tek taş bile alamamış diyecek” dedi ve böylelikle ben bir tek taş sahibi oldum.
Nişanlandıktan bir kaç ay sonra çok mutsuz, yorucu ve sıkıntılı geçirdiğim bir gün dışarıda koşuştururken bir de fark ettim ki benim tek taş da aynı sizinki gibi uçmuş ve sadece geriye yüzük kasası kalmış.
Aklıma gelen ilk düşünce önceki dönemlerde söylediğim büyük laflardı, “madem pırlanta istemiyorsun böyle cezalandırır Allah da seni” diye diye kendimi yedim.
Zaten kötü geçen günüme mi yanayım, tek taşımı kaybettiğime mi yanayım, yoksa bu kadar pahalı bir hediyeyi kaybettiğimi nişanlıma nasıl söyleyeceğime mi yanayım, bilemedim ve ağlayarak anneciğimi aradım ve durumu anlattım. Annem hemen …. pırlantayı aramış ve durumu anlatmış. Onlar da yüzüğün bilgilerinin olduğu kartla beraber herhangi bir ….. mağazasına uğramamı, eğer kasti olarak taşı çıkarmadığım anlaşılırsa yenisiyle değiştireceklerini söylemişler.
Ben yüzüğü götürdüm ve tabi kasti olarak taşı çıkarmadığım incelemeleri sonunda ortaya çıktı ve ben bir hafta içince tekrar yüzüğüme kavuştum. Tabi bu arada cömert sevgilime durumu anlattım ama sağ olsun hiç kızmadığı gibi hemen yenisini almayı teklif etti. Bu olaydan çıkardığım ders:
Ne olursa olsun büyük konuşma

Tinkerbell (rumuz olarak böyle yazarsanız çok sevinirim ayşe hanım)
………….
TEKTAŞ, ALTIN BURMA BİLEZİK VE İNSAN DEĞERİ
24 yaşında nişanlanırken görümcem sordu:
- eee...hadi ne istiyorsan söyle de alalım kuyumcudan...
Beynimden vuruldum, kıpkırmızı oldum. Ya ben aşık olduğum adamla aynı çatı altına girecektim, daha ötesi var mıydı bunun? Ruhlarımız, bedenlerimiz yan yana olacaktı, bundan öte tatmin ve hediye olabilir miydi? Ben para ile satın alınan, görücü usulü memleketten bulunan kız mıydım? Ne demeye getiriyorlardı?
İşte bunları düşündüm. Cevabım:
- Yaa şey. Şimdi benim sizden “hediye” talep etmem biraz ayıp kaçmaz mı? Siz ne gönlünüzden koparsa onu alın, benim size bir şey demem abes kaçar. Hediye ısmarlanmaz.

Herhalde bana “uzaylı” gözü ile bakıyorsunuzdur. Kadınlar ne ara bu kadar materyalist oldular ya da hep öyle miydiler de ben mi fark etmiyordum?
Hani hep “duygusal-insancıl” oluşundan dem vurulan kadınlar hala nasıl olur da Afrika’da elmas madenlerinde köle gibi çalıştırılan -çoğu da daha çocuktur bunların- yerlilerin çıkardığı elmastan yapılan “tek taş pırlanta”ya iştah duyar? Bunun daha işkence ile öldürülen hayvanlardan yapılan kürkü var. Osu var busu var, var oğlu var.
İnsan çok cani, insan çok egoist. Sadece erkek değil, özellikle de kadınlar, işte bunlar için.
Erkeğin karakterine ve hatta çok ilginçtir ki yakışıklı, fit fiziğine önem vermez, cüzdanının kalınlığına bakar, kendine alacağı hediyelere bakar kadınlar. Geneli bu. Erkeğin kendisi sevgili/eş olarak hediye değildir de alacağı ıvır zıvır hediyedir. Öyle mi?
Nedir bu tek taşa, ayakkabıya, kıyafete, bilumum ıvır zıvıra duyulan şehvet?
Şimdi psikiyatrik bir tahlil yapacağım -psikiyatrist değilim ama okurum bol bol-
Kadınlara cinsel şehvet yasaktır, kurallarla, geleneklerle sınırlıdır. O da bu şehvetini tek taşa, altına, hediyelere, ayakkabılara yansıtır.
İşte benim “tek taş” gözlemim ve serüvenim.
Zeynep
……………
TEKTAŞ
Merhaba Ayşeciğim,
Nedir bu bayanlarda tek taş merakı anlamıyorum, çok da açgözlü değiliz galiba, bunun 3 taşı var, 5 taşı var, tam turu var…
Kadınlık ruhumdan olsa gerek her kadın gibi ben de bayılıyorum pırlantalara, elmaslara... Hep kuyumcuların karşısına geçip bakarım ara sıra, hatta keşke kocam kuyumcu olsa da her gün değişik değişik taksam diye hayalim bile vardı.
Benim ilk tek taşımı ne kocam aldı ne de ben. Annem hediye etti nişanımda, o yüzden çok kıymetli. İkinci tek taşımı ise yine ne kocam aldı ne ben. Oğlum doğunca kayınvalidem yani ikinci annem bana hediye etti. İlk torun şerefine. O da ayrı bir kıymetli. Her ikisi de gelecek nesillere aktarılacak birer yadigâr benim için, bende emanet. Belki çok büyük değiller, gözleri kamaştırmıyor ama benim içimi ısıtıyor ve aydınlatıyor ya yetiyor.
Sevgilerimle
Ayşe serpil
…………..

Sevgili Ayşe Aral,
Gerçi benimki tek taş değil 5 taştı ama taş düşme hikâyesi değişik.
Sevgili kocamla evlendiğimizin ertesi günü yatağa yatmak üzere yorganı kaldırdığımda karşılaştım küçük kırmızı kutuyla. Evlilik masrafı şudur budur deyince ümidim yoktu açıkçası, o yüzden pek sevinmiştim bu hediyeye.
Gel zaman git zaman bir akşam kayınvalidemlerin evinde misafirken çıngır- mıngır çtonk. Yüzük düştü yere, bir de baktım ki tek taşı yok yerinde. Ara ara, deli oldum. Yerleri temizledim kâğıt havluyla; yok - yok - yok.
Neyse artık tek taşı taktıracağız bir ara, öyle karar verdik. Derken, bir hafta sonra ofiste masamın altında bir parıltı çarptı gözüme, acaba? Yüzüğün taşının kaybolmasından bir hafta sonra her gün temizlik yapılan ofisin halısının üzerinde buldum yüzüğümün taşını.
Böyle de bir olay işte.
Sevgiler,
Esra
……………….

Merhaba Ayşe Hanım,
Bana da sevgili eşim evlenmeden almıştı ama o kadar küçüktü ki parmağımda ben bile zor görüyordum.
Evlendikten sonra istedim eşimden ben sana aldım dedi ama ben baktım alınmayacak, içimde öyle bir uhde kalmış ki herkeste kocaman tek taş, gittim kuyumcudan kendim aldım hem de kocaman taşlı, 2 metre uzaktan göze batan bir şey.
Ama tabiî ki de orijinal taş değil, sahtesi.
Ki sahte bile olduğu halde benim yarım maaşım şuan.
Tek taşımı kendim aldım ve mutluyum.
İrem
………………

Ahh Ayşeciğim ahh...
Aynı dertten muzdaribiz,  bir senelik evliyim ben de, bundan tam bir buçuk sene önce bir aralık akşamı, şu an kocam olan sevgilim, (yerim ben onu) Kızkulesi'nde gayet hızlı bir şekilde (diz çöküp o hayatımın en mütevazı ama en mükemmel tektaşını bana uzatmıştı. O kadar romantikti ki! Akşam eve geldiğimde tektaşın parıltısıyla gözlerimin parıltısı aynıydı. Mutluluktan uçuyordum. Sen de bilirsin ki biz bayanlar yeni bir şey taktığımızda, giydiğimizde ya da kendimizde bir değişiklik yaptığımızda sürekli ona bakma ihtiyacı hissederiz. Ertesi günler boyunca (uzun bir süre) ben gözümü ondan ayıramadım.
Baktıkça içimde kelebekler uçuşuyordu. En sevdiğimin, en sevdiğim hediyesine gözüm gibi bakıyordum. Bu arada evlenince mutluluktan bir miktar semirdim, hatta semirdik.
Alyansım biraz dar gelmeye başladı, bugünlerde de benim canım tektaşım kurtarıcım oldu. Nitekim evlendikten bir kaç ay sonra işyerimde telefonla konuşurken, yanımdaki arkadaşım tektaşımın pırlantasının olmadığını söyledi, iyi ki bunu telefonu kapattıktan sonra söyledi çünkü telefonu o heyecanla karşıdakinin suratına kapatabilirdim. O kadar üzüldüm ki! Her yerde aradım ama bulamadım. Tabi ki eşim bunu anlayışla karşıladı, üzülmemem gerektiğini söyledi ama gel sen bunu bana anlat...
Garantisi var ama geri göndersem, ne faydası var, hiç yetkili mercilerle benden kaynaklanmadığını ispatlama peşine düşecek halim yok! Tekrar bir yenisini alacak durumumuz da yok! Şu an alyansımı takıyorum ve diyetisyene gidiyorum, kim bilir belki bir gün tekrar kavuşuruz. Öpüyorum seni kocaman.
Fatma
…………………
TEK TAŞ HAYALİ
Ayşe Hanım merhaba;
Gaziantep'ten Melike ben. Tek taş hikâyeniz varsa bana yazın demişsiniz ya, işte ben de buna yanıt olarak “ne yanı tek taşım da hikâyem de yok diye yazmayacak mıyım?” diye düşünüp yazdım. Sanırım yaşım çok genç (31 Aralık 1990 doğumluyum Yine de tek taş hikâyemin olmasını ve o mutluluğu yaşamayı çok istiyorum. Bu arada tek taşım olunca da ilk haber vereceğim kişi siz olacaksınız.
………….


Sevgili Ayşe Abla,
Tek taş ile ilgili olan yazına bayıldım, benim de komik bir hikâyem var.
4 yıldır süregelen bir ilişkim var ve çok mutluyuz 1 ay önce nişanlandık, kendisi her ortalama erkek gibi bazen romantik bir prens, bazen odungiller ailesinden biri gibi davranıyor, ama yine de ben bu adama aşığım,
Öyle ters bir zamanda karşıma çıkmıştı ki, hiç aklımda olmayan bir şey, şimdi birlikteliğin her saniyesinden mutluluk duyduğum bir aşka dönüştü.
Beraber yaşıyoruz, beraber yemek yapıyoruz, film izliyoruz, kumanda için savaş veriyoruz, ikimiz de deli gibi çalışıyoruz, onun genç yaşına rağmen kendi işi olması dolayısıyla gerginliği benden daha fazla ama yine de ortak bir paydada buluşup zaten zor olan hayatı, birbirimiz için zorlaştırmadan anlamlı kılmaya çalışıyoruz.
Benim tek taş hikâyem şöyle;
Biricik sevgilim daha ilk yılımız dolmamıştı ki, sevgililer gününde bana ilk tek taşımı aldı, hemen anneme söyledim, sahtedir o iyi bak dedi, çok mütevazı bir tek taşım olmuştu. Her gören aaaaa! Uwwww! gibi tepki veriyordu çünkü daha üniversite öğrencisiydim.
2. yılımızı kutlarken bir tek taş daha geldi, bu seferki biraz sınıf atlamıştı, mütevazınin çok az üzeriydi. Hemen yine anne arandı, bu sefer annem babamı çekiştirmeye başladı, 25 yıllık evliyiz, daha bana bir kere tek taş aldı! diyerek.
3. Yılımızı kutluyoruz, Konyaaltı sahilindeyiz, yakamoz ve yıldızlar denizi aydınlatıyor. İkimizin de en çok sevdiği beyaz şarap ve fonda güzel bir şarkı, tuttu ellerimi; “seni çok seviyorum” dedi, arka cebinden kırmızı bir kutu çıktı ışıl ışıl parlayan, tamam geliyor dedim, böyle bir anı bir daha yakalayamaz, evlenme teklifi edecek, benim romantik sevgilim derken kutuda duran tek taşı çıkartıp parmağıma taktı hepsi bu,
Ben biraz kızgın, biraz şaşkın bir tavırla yüzüne bakıp eee dedim. Eee si 3. Yılımız kutlu olsun ( hadi yine kaptın tek taşı iyisin bakışı attı)
Sinirimden küplere bindim, o andan itibaren somurttum durdum, hele ki “ne oldu aşkım canın bir şeye mi sıkıldı, neden bu tavır, kötü bir şey varsa kalkalım” diyerek sinir kat sayımı daha da yükseltti. (ne demek istediğimi çok iyi anlıyordu ama o anda tam bir odungil gibi davranıyordu.)
Ve bu yaz, artık 4 yılı geride bıraktığımız gece, beklediğim teklif geldi, (yok artık dediğinizi duyar gibiyim ama evet yok artık), evlenme teklifi ederken tek taş alması gereken benim biricik sevgilimin kırmızı kutusunda bu kez beyaz altın bir alyans vardı.
“Benimle evlenir misin?” dediğinde ise geçen yılın intikamını aldım, “Ben 4 yıldır bu an için bekliyorum biraz da sen bekle, ben düşünüp sana haber vereceğim, nasılsa aynı evdeyiz senin için sorun olmaz umarım” dedim.

Kafasını salladı, “olmaz aşkım” diyebildi sadece.
(ne demek istediğimi çok iyi anlıyordu ve o anda tam bir prens gibi davranıyordu.)
(soyadımı yazmazsan sevinirim)
Sevgilerle,
Gülçin
Her konuşanın bir şey anlatmadığı gibi,
Şair değildir her şiir yazan.
Ve “aşk” değildir her yaşanan,
Her sevişenin sevgili olmadığı gibi...

…………….
Biricik sevgilimin hediyesi mütevazı tektaşım sanırım sevgilim tarafından geri (ç)alındı!
Ayşe Ablam güleyim mi, ağlayayım mı bilemedim aklıma gelince.
2010 14 Şubat hediyesi olarak sevgilim tarafından kenarları incecik, 14 ayar küçük, yani senin tabirinle mütevazı tektaşım parmağıma yerleştirildi, burası iyi hoş küçük müçük ama mutluyum.
Tabi havam tavanda benim için gelmiş takmış falan. Aradan 6 ay geçti ihanetini öğrendim, ayrıldık, 1 ay ayrı kaldık, gene barıştık (sanırım yüzük için ) Bir gün ablasına gittim, o ordayken neyse yediklerimizin tabaklarını yıkayayım derken tezgahın kenarına biricik yüzüğümü koydum, sevgilim de oralarda geziniyordu ve bulaşık bitti, yüzük yok – hönk ! Oldum bir fasıl, ara tara, çöpe kadar baktım yok! Yerlere baktım yok. Ben tabi çok üzüldüm ama o an öyle bir ihtimal gelmedi aklıma, öylesine gördün mü, yüzüğü aldın mı falan dedim, hayır dedi tabiî ki..
Baktık bayağı bulamadık. Bir kaç gün geçti ablasını aradım buldu mu yüzüğü, yok bulmamış. Yani yüzük yer yarıldı, yok oldu yahu. Ve olayı arkadaşlarıma anlatırken ne dediğimi duydum ve jeton drink diye düştü günahını almak istemem ama benim aklıma başka bir şey gelmiyor, sonuç itibari ile yüzük geldiği yere döndü sanırım.
Yüzüğü muamma A.
…………
BİR TEK TAŞ HİKÂYESİ DE BENDEN
Benim de bir tektaş hikâyem var.
Ben eşimle daha sevgili iken, bana evlenme teklif ederken tek taş alması yönünde epey bir baskı yaptım. Çaktırmadan alttan alttan işledim adamı, her pırlanta reklamında “aayyy aşkım ne güzelmiş bu” veya evli arkadaşlarımın parmaklarını göstermek suretiyle “ayy sevgilim bilmem kimin tektaşı ne kadar güzel değil mi?” gibi cümlelerle kendisini bir güzel dolduruşa getirdim. Ama o dönemde onun erkek arkadaşlarının da sevgililerine, eşlerine tektaş almaları da durumu tetikledi. Ve benim canım sevgilim derin bir pırlanta araştırmasına girdi. 2-3 ay boyunca yaptığı araştırmalar sonucunda neredeyse bir kuyumcu kadar pırlanta bilgisine sahip oldu.
Yalnız benim eşim de çok çetin ceviz çıktı. İstemeye gelecekleri gün yaklaştıkça bana “hayatım sanırım senin istediğin gibi bir yüzüğe benim bu aralar bütçem yetmeyecek. Sana küçük bir yüzük alacağım ama söz veriyorum evlenip durumumuz düzelince daha büyüğünü, daha güzelini alacağım” dedi.
Hatta o günlerde tv de bir reklam vardı 488 TL’ye tektaş yüzük. Ama taşı görünmüyor, neredeyse büyüteçle falan bakmak lazım yani o kadar küçük. “Şimdilik onunla idare et” dedi. Ben de boynum bükük “tamam aşkım” dedim, “zorlama kendini, ilerde taşı büyütürüz.”
 Sonra bir gün kuyumcunun önünden geçerken, “gel” dedi, “bakalım yüzüklere, ilerde sana alacağım yüzük modeli için bana fikir vermiş olursun” dedi. Ben vitrinde en çok beğendim orta büyüklükte bir yüzüğü denedim ve ilk denediğim yüzüğe âşık oldum.
Yüzüğün modeli çok hoş, taşı 0,31 karat, yani küçük ama ideal boyda. İlk denediğim yüzük oydu ve taktığım anda duygusal bir bağ oluştu yüzükle aramda. Öyle bir his ki bu, sanki taş sahibiyle buluştu, sanki yıllardır birbirimize hasrettik de yeni kavuşmuştuk. O yüzük benimdi, taktığım anda hissettim bunu. Saçma gelebilir ama öyle hissettim gerçekten.
Sonra sevgilimle, satış yetkilisi aralarında bir şeyler konuştular. Yetkili “hanımefendi parmak ölçünüzü alacağım, yüzüğü alabilir miyim” dedi. Ben anlamadım, sadece yüzüğe büyülenmiş bir şekilde bakıyordum, çıkartmak istemiyorum dedim. Ama eninde sonunda çıkarmak zorundaydım, hiç istemeyerek parmağımdan çıkardım, neredeyse ağlayacaktım adama yüzüğü geri verirken,  adam bir anda anahtarlık gibi ucunda bir sürü plastik halka olan şeylerden birini parmağıma taktı, ölçüyü aldı. 2 gün sonra gelip yüzüğünüzü teslim alabilirsiniz dedi sevgilime...
Ben inanamadım. Nasıl ama nasıl yani? Bu yüzük benim mi oldu şimdi? Sevgilim beni kandırmış mıydı o güne kadar? Sırf bana sürpriz yapmak için beni yanıltmıştı ama hiçbir şey umurumda değildi artık, yüzük benim olmuştu ya gerisi boş.
Mağazadaki tüm çalışanlar benimle birlikte sevindirik oldular. Tabi yüzüğü mağazada bırakıp gitmek içime sinmese de mutlu mesut annemlerin evine döndüm o gün. Nasıl olsa 2 gün sonra yüzüğüm gelecekti. Ama 2 gün sonra sevgilimin seyahate çıkması gerekti, yüzüğü alamadı. 1 hafta sonra dönecekti ve döndüğünde Nakkaştepe’de yemek yiyecektik.
Seyahate giderken kurduğu cümle de şu oldu “işin sürprizi kaçtı sana Nakkaştepe’de yiyeceğimiz yemekte evlenme teklif edeceğimi anladın artık” dedi. “Olsun” dedim.
Aradan 1 hafta geçti, sevgilim seyahatten döndüğü gün ailemle yaşadığım Karamürsel’deki evimize uğradı. Günlerden pazar idi ve Nakkaştepe’ye gideceğimiz günün 1 gün öncesi idi.
Henüz yüzüğü alamamıştı, en azından bana öyle söyledi. Annemlerle biraz vakit geçirdikten sonra dışarı çıktık. Benim üzerimde sweat-shirt, ayağımda spor ayakkabı vardı, saçımı da öylesine toplamıştım ne de olsa pazar günüydü.
Karamürsel’de yüksekçe bir tepede şirin bir restoran vardır ve orada bir şeyler yiyelim dedik. Restorana giden yolun manzarası nefistir. Hava çok güzeldi, yolda fotoğraf çekmek için durduk. Sevgilim fotoğraf makinesinin arka koltukta bir yerlerde olduğunu söyledi. Ben harıl harıl makineyi aradım, bulamadım. Saçım başım dağılmış halde “hayatım makineyi bulamıyorum” diyerek ön tarafa döndüm ve Allah’ım benim yüzüğüm sevgilimin elinde ışıl ışıl parlıyor.
 Sevgilim bana gülümsüyor ve ardından sihirli kelimeler “benimle evlenir misin”, ben ağlıyorum.
Sevgilim ne olur ağlama, bu kısımda ağlaman gerekmiyor, evet veya hayır demen gerekiyor” diyor. Ağlamam gülmeye dönüşüyor, ikisi birbirine karışıyor, cevabım “evet”.
Yüzük sahibine kavuşuyor. Ben mutlu, sevgilim mutlu Lerzan çatlasın tadında yüzüğü parmağıma takıyor. O gün bugündür tektaşım parmağımda. İlerde daha büyüğünü alır mıyız bilmiyorum ama yüzüğümle benim aramda duygusal bir bağ olduğunu çok iyi biliyorum.
Sevgiler
(biraz uzun oldu özür, yüzük deyince kaptırıverdim bir an)
Gönlüm
…………….

Ayşe’m,
Bir ara takmıştım babam alsın tek taşımı diye hayatımızda ki en önemli erkek o değil mi?
Sonra düşündüm, zamanla fikrim değişti sevdiğim erkek alsın dedim. Ama ne alan var, ne gelen, tek taşsız 12 Ocak’ta 25’ime gireceğim, ne olacak benim bu halim?
Bazılarının arada sevgilisi olmuştur alan, benim o da olmadı, hepsi bol tarafından çulsuz çıktı, neyse böyle.
Dua et yeni yaşımda tek taşım gelsin yoksa kendimi bıçaklayacağım.
Öpücükler sevgiler.

Özge
………………….

Merhabalar Ayşe Hanım,
Öncelikle tek taşınızı kaybettiğiniz için geçmiş olsun, bence çok özel bir gün olan ve anne ve babanızın taktığı tek taşınızı hiç satmasaydınız, zira maddi değerinden çok manevi değeri vardı.
Ben kadınların hele de evlenirken illaki tek taş olacak diye diretmelerini ve kendilerinin değerini buna göre değerlendirmelerini hiç anlamadım ve anlayacağımıza sanmıyorum. Saygılarımla,
Gülizar 
…………..

Sevgili Ayşe Hanım,
Yazılarınızı sürekli takip ediyorum ve sizi çok seviyorum, bazen kendi olgunlaşmış halimi görüyorum sizde (yaş:28), benzer huy ve davranışlarımız var.
Tektaş hikâyeme gelince;
2008 yılında erkek arkadaşım askere gitmişti ve ben onu bekliyordum dönecek ve evleneceğiz. Arada bazen kendi isteğiyle bazen de haberi olmadan mail kutusunu karıştırıyordum ki bir gün mailinde ablası tarafından gönderilmiş bir fotoğraf gördüm.
……..pırlantanın alışveriş sitesinde indirimli tektaş yüzük fotosu ve nasıl? Beğenir mi acaba? Olur mu gibilerinden fikir alış verişi yapılmış bir mail. Tahmin ettim tabi bana alınacağını ama hiç beğenmedim ve mailini karıştırdığımı anlamadan nasıl belli etsem de aldırtmasam, vazgeçirsem onun derdine düştüm.
Bu arada ben de o internet sitesine girip o yüzükle alakalı bilgi edinmeye çalışıyorum, belli fotosunda büyük gibi gözüküyor ama karatı öyle düşük ki. Bir kaç gün sonra bir baktım mailine alınmış ve kargoya verilmiş. 31 Ocak’ta doğum günüme yetişti ve annesi bize gelip kutuyu verdi. Kutu öyle ihtişamlı, öyle güzel paketlenmiş ki sanırsın 3lü set çıkacak içinden.

Açtım kutuyu, bir baktım tam tahmin ettiğim gibi, yüzüğün taşını anca büyüteçle görürsün ama yine de düşünüp asker parasıyla alıp gönderdiği için çok mutlu oldum ama nişanda gittim kendi beğendiğim ve boyutu da benim istediğim gibi olan bir tektaşı aldı ve taktı sağolsun.
İşte benim tektaş hikâyem de bu Ayşe Hanımcığım, kucak dolusu sevgilerimle...
Burcu 
…………..
Merhaba,
Tek taşınızın kaybolmasına üzüldüm. Gerçekten en değerliymiş sizin için ki bir tek onu sigortalatmışsınız. Ben 2,5 senelik evliyim ve asla bir tek taşım olmadı.
Eşime evlenmeden önce “sakın bana tek taş falan alıp dizlerinin üstüne çöküp evlenme teklif etmeyi düşünme, yoksa kafana fırlatırım o yüzüğü” demiştim. Tek taş sadece bayanlar arasında bir semboldür. Herkes birbirinin tek taşını inceler, kiminki büyük, kiminki küçük, acaba gerçek mi, sahte mi gibi sorularıyla dedikodu yapar ve zaman geçirirler.
Nedir tek taş? Pahalı bir hediye, bir gösteriş sembolü? Ben eşimden tek taş istemediğimi etrafımdakilere söyleyince gelen tepkiler çok komikti. Nasıl tek taş aldırmayacak mısın? Aldır bak bir daha almaz, bir kere alınır. Sonradan çok pişman olursun. Eeee bir düğüne falan gidince etrafındaki herkes takacak sen takmayacak mısın? Gerçekten gülüp geçtiğim cümlelerdi bunlar... Tek taş aldırmayıp ne mi yaptım? Düğün sonrası herkes gibi biz de Türkiye’de hatırı sayılacak güzel bir mekanda balayı geçirdik, denizimize girdik, dinlendik, güneşlendik...
Eşime bana tek taş almayıp bir hayalimi gerçekleştirmesini istedim. Küçüklüğümden beri hayalini kurduğum, çocuk ruhum geçmeden beni bir yere götürmesini istedim. Birlikte Disneyland'a gittik. Çocuklar gibi eğlendik, küçük caddelerinde yürürken yanımdan geçen Micky, Gufy... herkes ordaydı.
Rüya gibiydi. Tek taşın parasını afiyetle yedik.
Mağazalardan istediğim kadar kalem, oyuncak, cüzdan, t-shirt aldım. Hayatım boyunca unutamadığım bir tatildi... Şimdi tek taşı seçmiş olsaydım parmağımda öylece duracaktı, kaybolsa üzülecektim. Ama anılarım, eşimle birlikte geçirdiğimiz mükemmel tatil hep aklımda, fotoğraflar. Tek taşım yok ama onun yerine mükemmel bir hikâyem var.
………………

Günaydın Ayşe’m,
Benim tek taş hikâyem bilinenin aksinedir. Üniversite 3. sınıftayken, hocalarımdan birinin -kendisi benim için sapık kategorisindedir- bana kafayı takmasıyla, annem de parmağıma tek taşı taktı.
Sözde bu şekilde beni koruyabileceğine inanmış. O yüzük okul bitene kadar, hatta işe başladığımda da parmağımdaydı. Baktım bu yüzük parmağımdayken yanıma erkek sinek bile gelmiyor, yüzük durumu kurtarmak yerine kısmetimi bağlıyor çıkarttım, attım kendilerini... Ama acı gerçek, lanet yüzükten değilmiş, anladım ama azcık geç oldu...

Öpüyorum seni güzel kadın...

İyi çalışmalar.
Melek

HÜRRİYET-
20 Aralık 2011

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder